top of page
Ara

Terapiye Dair Yanlış İnançlar

  • Yazarın fotoğrafı: Lerna  Mezirciyan Çankırı
    Lerna Mezirciyan Çankırı
  • 25 Mar 2021
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 10 May 2021



1) “Psikoloğum bana hangi kararı almam gerektiğini söyler”


Üzgünüm ancak terapist danışan için kararlar almaz.

Danışanın adına seçimler yapmaz.

Danışanın o kararsızlığı yaşamasına neden olan iç kargaşasını çözebilmesi için yoluna ışık tutar.

Atacağı adımların getiri ve götürülerini iyi değerlendirebilmesi için yargılardan uzak, objektif ve güvenli ortamı sunar.

Danışanı belli bir kararı vermekten kaçınmaya iten bir takım duygusal zorluklar olur. (Özgüven eksikliği, başkaları ne der endişesi, onay görmeme korkusu, dışlanma/yalnız kalma korkusu, yetersizlik/başarısızlık inancı vb.) Kimi zaman bu duygusal ağırlığın altına girmek istenmez ve top psikoloğa atılır. Psikolog gol peşinde koşup hesapsızca o topa vurursa, top asla kaleye uğramaz, sahanın dışına düşer. Çünkü danışanın duygusal sorumluktan kaçınması desteklenerek, “ben demedim, psikoloğum dediği için yaptım” kaçış deliği itinayla yaratılmış olunur. Bu da; çalışmadan kopya ile elde edilmiş puan gibi, alınan not güzel olsa da danışanın ‘başardım’ duygusunu tadamamasına ve bir sonraki sınavında ezbere uymayan bir soru çıktığında çakılmasına yol açar.


2) “Psikolog dostu olanlar çok şanslı, onunla terapi yapabilir”


Keşke dostlarımıza terapi uygulayabilseydik, her psikoloğun danışan portföyü sosyal çevresi sayesinde ilk günden hazır olurdu.

Maalesef, psikologların yakın çevresiyle seans gerçekleştirmesi etik değildir. Çünkü sağlıklı sonuç vermemektedir. Terapi odası, bireyin savunma düzenekleri ve filtrelerinin aşılmaya çalışıldığı, görünmeyen bir alanda çıplaklığın yaşandığı çok özel bir yerdir. Bu hakiki çıplaklığa koşulsuz teslimiyetin gerçekleşebilmesi için bağımızın olmadığı birine ihtiyaç vardır. Sosyal ilişkimizin olduğu herkesin hayatında bir rolümüz vardır. Birinin komşusu, diğerinin sevgilisi, ötekinin kankası, berikinin çalışanı, şunun kızı, bunun öğrencisi gibi gibi gibi…

Seansta beraber olduğumuz kişinin hayatında bir hiç olmalıyız.

İlişki yeni oluşmalı ve inşa edilmeli.

Tanışıklığımız olan insanların gözündeki yerimizi önemseriz, açıklarımızı pek göstermek istemeyiz. Hatta kimi zaman var olduğunu düşündüğümüz söküklerimizi saklama peşine düşebiliriz.

Sosyal ilişkilerin beraberinde getirdiği bu gibi filtre duvarları vardır.

Kişi onlara takılmamak için savaş verebilir, ancak bu zaman ve enerji kaybı yaratır. Aile geçmiş yaşantısını ve yatak odası detaylarını dışarıya dökebilmek sanıldığı kadar kolay bir durum değildir. Bireyler tanımadıkları bir psikolog karşısında dahi bir süre savunmacı davranabiliyor, hissettikleri gerçekleri paylaşabilmek için zamana ihtiyaç duyabiliyor.

Hatta konuşulanları orada kalıp kalmayacağına dair kaygılanabiliyor.

Nerede kalmış bir tanıdıkla seans yapmak?

“Bunu söylesem, gidip şuna anlatır mı?

Bir gün bu bilgi ile karşıma çıkar mı?

Şunu bilmese daha iyi değil mi?

O beni çok iyi tanıyor şunu söylemesem de nasılsa o anlar…

Bence şunu öğrenmek onu da rahatsız edecektir.” benzeri daha pek çok düşünce kendisini gösterebilir.

En baştan bunlarla uğraşmak zorunda kalmayacağımız, bizim hayatımıza yabancı bir psikolog seçmek doğru olacaktır. Çünkü psikolog, danışanın kendisini açabildiği ölçüde ona yardımcı olabilir.

Kimi zaman konuşulmayan atlanan yerlerdir asıl kilit merkezidir.

O kilitlerin üzeri örtülü kalırsa çözüme ulaşılamaz.

 
 
 

Comments


Yazı: Blog2_Post

Teşvikiye, Poyracık Sk. No:23/2 34365, Şişli / İstanbul

(+90) 531 922 56 54

©2021,Tüm Hakları Saklıdır.

bottom of page